5 Şubat 2015 Perşembe

KURANI ANLAMADA BAĞLAMIN RÖLÜ

Selam Arkadaşlar ;
Kur’an’ın kendine özgü yapısından söz ederken onun kitabî (yazımsal) değil, hitabî (sözel) bir metin olduğundan söz etmiştik. Yani Kur’an yazı dilinin özelliklerini taşıyan bir metin değil, konuşma dilinin özelliklerini taşıyan bir metindir. Zira Kur’an yazı dilinin alışkanlıklarına sahip bir topluluğa yazılı bir “Kitap” olarak değil, sözlü kültürün alışkanlıklarına sahip bir topluma söylenilen bir “Hitap” olarak inmiştir. Nitekim, Kur’an’ın ilk muhatapları onu yazılı bir metinden okumamışlar, bilakis konuşan birinin (Peygamber as.ın) ağzından dinlemişler ve ezberlemişlerdir.
Bilindiği gibi yazı dili ile konuşma dili arasında üsluptan kaynaklanan bazı farklılıklar söz konusudur. Yazı dili kuru, soğuk ve statik bir dildir. Buna karşın konuşma dili canlı, sıcak ve interaktif bir dildir. Yazı dili okuyucuyu daha çok "bilgilendirir". Oysa hitabî dil muhatabını aynı zamanda "etkiler". Nitekim Kur’an üslubunun bu denli etkileyici olmasının en önemli nedenlerinden biri onun “hitabi” bir dil ile nazil olmuş olmasıdır.

 Elbette “yazı dili” ve “konuşma dili” farklılığı sadece anlatımda bir üslup farkı oluşturmaz. Aynı zamanda bu iki farklı metnin anlamının teşekkülünde farklı unsurları gerekli kılar.

Kitabi (yazımsal) bir metinde anlam genellikle “okuyucu”dan bağımsızdır. Dolayısıyla anlam cümlenin sınırları içerisinde teşekkül etmek durumundadır. Anlatılmak istenilen şey belli bir mantıksal dizge içerisinde, bir bütünlük gözetilerek, “giriş”, “gelişme” ve “sonuç”tan oluşan bir kurgu içerisinde, mümkün olduğu ölçüde anlam boşluğu bırakılmadan anlatılır. Çünkü “okuyucu” sadece bir metinle karşı karşıyadır.

Her şeyi metnin sınırları içerisinde anlamak durumundadır. Bu yüzden “kitabi” (yazımsal) metinlerde anlamın belirlenmesinde metin dışı unsurlara pek fazla ihtiyaç bırakılmaz, ihtiyaç duyulmaz, ihtiyaç kalmaz. Diğer bir ifadeyle söyleyecek olursak anlamın bütün yükü metnin omuzlarındadır. Cümlenin sınırı önemli ölçüde anlamın sınırını da belirler.
Oysa “hitabi” (sözel) bir metinde muhatap “okuyucu” değil, “dinleyici”dir. Anlam “dinleyici”yi hesaba katmadan şekillenmez. Bu tür metinlerde anlam genellikle ibarenin sınırlarını aşar. O sözü “kimin” söylediği, “kime” söylediği, “nerede” söylediği, “ne zaman” söylediği, “ne için” söylediği, “ne” söylediği ve “nasıl” söylediği anlamın belirlenmesinde önemli bir rol oynar. Hatta bunun yanı sıra “konuşmacı”nın ses tonu ile jest ve mimikleri bile anlamın belirlenmesinde önem arz eder. Aynı kelimenin normal bir yüz ifadesi ile telaffuz edilmesiyle, istihzai (alaycı) bir yüz ifadesi ile telaffuz edilmesi anlamı yüzde yüz değiştirir. Yahut, nazik bir ses tonuyla söylenilmesi ile öfkeli bir ses tonuyla söylenilmesi arasında da anlam açsısından yüzde yüz fark oluşur.
Kısacası, “hitabi” (sözel) bir metinde anlam sadece hitabın içeriğinde tebarüz etmez, anlam bir “bağlam” içerisinde ortaya çıkar. Diğer bir ifadeyle anlama dâhil olan ve anlamı oluşturan metin dışı pek çok unsur vardır, ki bunlar en genel anlamıyla bağlamı oluşturur.
Bu yüzden bağlamı bilen ve aynı zamanda kendisi de bağlamın bir parçası olan “dinleyici”nin rahatlıkla anladığı bir konuşma, yazıya aktarıldığında bağlamın dışında olan ve bağlamı bilmeyen “okur” tarafından anlaşılmayabilir, yahut yanlış anlaşılabilir. Bu noktada - yukarıda da belirttiğimiz gibi - sözün, kim tarafından, kime, ne zaman, nerede ve nasıl söylenildiği, hangi ses tonuyla, hangi jest ve mimiklerle söylenildiği devreye girer. Bunlar bilinmedikçe bazen anlam tam olarak / doğru bir şekilde teşekkül etmeyebilir.
Aynı durum Kur’an’ın anlaşılması hususunda da söz konusudur. Nitekim Kur’an’ı “konuşan bir Peygamber”den “dinleyip – anlayan” ilk muhatapları için dinledikleri metni anlamada –kayda değer- herhangi bir sorun yaşanmazken, sonraki dönemdeki muhatapları pek çok anlama sorunuyla karşı karşıya kalmışlardır. Zira, bir ayetin hangi dönemde indiği (Mekki mi Medeni mi?), hangi ortamda indiği (savaşta mı barışta mı?), hitabın kime yapıldığı (Müslümanlara mı, Müşriklere mi, Ehl-i Kitab’a mı?), söylenilen sözün kime ait olduğu, o konjonktürde neyi kastetmiş olacağı, vs. gibi ayetlerin nüzul ortamı (bağlam) bilinmediği zaman metnin doğru şekilde anlaşılması her zaman mümkün olmamaktadır.
Kısacası okuyucu ile ayetin bağlamı arasındaki mesafenin artması, okuyucu ile ayetin anlamı arasındaki mesafenin artması demektir.
Bu yüzden, ilk kuşak Müslümanlar (Sahabe) metnin anlamını korumak için metnin bağlamını korumaya ve kendilerinden sonrakilere nakletmeye gayret etmişlerdir. Aynı hassasiyet Tabiin ve daha sonraki kuşak âlimler tarafından da gösterilmiştir. Elimizdeki Tefsir kaynakları bu hassasiyetin göstergesi olan pek çok rivayetle doludur. Metnin bağlamını yansıtan bu tür rivayetler olmasaydı, bu gün pek çok ayeti doğru olarak anlamamız söz konusu olmayabilirdi.
Hitabi (sözel) metinlerde “anlam” ve “bağlam” arasındaki bağın önemini kavrayamayanlar, belki Tefsir kaynaklarındaki bu tür rivayetleri gereksiz bilgi yığını olarak görebilirler; ancak bu ciddiye alınabilecek bir yaklaşım değildir. Zira bağlamdan bağımsız olarak, bağlamı göz ardı ederek Kur’an ayetlerini anlamaya çalışmak, cümleden bağımsız olarak, cümleyi göz ardı ederek kelimeyi anlamaya / anlamlandırmaya çalışmak gibidir. Nasıl ki, onlarca anlamı olan, onlarca anlama gelen bir kelime bir cümlenin içerisinde yer aldığında, bir cümle dizgesinin içine girdiğinde tek bir anlama geliyorsa, aynı şekilde çok farklı şekilde anlamak / anlamlandırmak mümkün olan bir ayet de aynı şekilde bir bağlama oturduğu zaman tek bir anlama gelmektedir.
Netice itibarıyla Kur’an ayetlerini doğru olarak anlamayı / anlamlandırmayı kendisine mesele edinen herkes “anlam”ın “bağlam” ile ilişkisini hesaba katmak zorundadır. Zira bir bağlamdan bağımsız olarak anlaşılmaya çalışılan pek çok ayet, herhangi bir sözlükte yer alan ancak bir cümle içine yerleştirilmemiş olan kelimeler gibi “birbirinden farklı” anlamlara gelmeye devam edecektir.
Unutmayalım ki, bir söz aynı anda birden fazla şey söylüyor ve birbirinden farklı gönderide bulunuyorsa o söz aslında hiçbir şey söylemiyordur.

http://mmustafayildiz.blogspot.com.tr/2012/12/kuran-anlamada-baglamn-rolu.html

ÖLÜMLE ARAMIZ İYİ DEĞİLSE DE KARDEŞİYLE ARAMIZ ÇOK İYİ

ÖLÜMÜN KARDEŞİ Yüce Allah mübarek kitabı Kur’an’da şöyle buyurur: “Allah, vakti gelen canları ölümleri anında alır, henüz ölüm vakti gel...