21 Nisan 2015 Salı

BİLİNÇ YENİLENMESİ VE ZİHİN DEĞİŞİMİNİ SAĞLAMAK

Selam Arkadaşlar ;

1. Başa gelecek olan o kesin gerçek. 2. Nedir o kesin gerçek? 3. Kesin gerçeğin ne olduğunu sen nasıl bilebilirsin ki? 4. Vakti zamanında Semud ve Âd kavimleri de tepelerine inip yüreklerini hoplatacak olan o bitirici azabı yalanlamışlardı. 5. Ama Semud kavmi, azgınlıkları sebebiyle çok korkunç bir depremle helak edildiler. 6. Âd kavmi ise önünde durulması imkansız olan öfkeli bir kasırga ile yok olup gittiler. 7. Allah onların kökünü kazımak üzere o şiddetli kasırgayı aralıksız olarak yedi gece sekiz gün boyunca estirerek onlara musallat etti. Öyle ki şayet sen bu olaya tanık olsaydın onların kökünden sökülmüş içi kof hurma kütükleri gibi oracıkta yere serilmiş olduklarını görürdün. 8. Şimdi bak bakalım, onlardan geriye kalan bir şey görebiliyor musun? 9. Firavun ile ondan öncekiler ve yerin dibine batırılan kasabalarda oturanlar da haddi aşıp günaha batmışlardı. 10. Zira onların hepsi Rablerinin elçisine karşı gelip baş kaldırmışlardı. Allah da onları şiddetli gittikçe artan bir azapla cezalandırdı. 11. Doğrusu sular kabarıp taştığı ve her yeri kapladığında sizi o süzülüp giden gemide biz taşıdık. 12. Bunu size bir öğüt ve ibret vesilesi, söz dinleyip belleyen kulaklara da küpe olsun diye yaptık. 13. Sûra bir defa üflendiğinde, 14. yeryüzü ve dağlar da kaldırılıp tek darbeyle birbirine çarptırılarak bir çırpıda hurdahaş edildiğinde, 15. İşte o gün olan olmuş, kıyamet kopmuştur. 16. O gün gök de yarılıp parçalanmış ve artık gücünü yitirip çökmeye yüz tutmuştur. 17. Melekler ise göğün etrafındadır. O gün Rabbinin kudret ve egemenlik tahtını onların da üstünde olan sekiz taşıyıcı taşır. 18. O gün siz hesaba çekilmek üzere ilahi huzura alınırsınız; öyle ki size ait hiçbir şey gizli saklı kalmaz. 19. Sicil defteri sağından verilen kişi, sevinç içinde şöyle haykırır: “İşte sicil defterim, alın defterimi ve okuyun sicilimi!” 20. “Çünkü ben zaten bir gün yaptıklarımın hesabıyla karşılaşacağımı yakinen biliyordum.” 21. İşte o kişi artık kendini hoşnut olacağı mutlu ve huzurlu bir hayatın içinde bulur. 22. Güzelliğine paha biçilmez yüce ve yüksek bir bahçede bulunur. 23. Onun meyveleri dallarından sarkmış halde hemen yakınında olur. 24. Cennet ehline: “Dünyada geçirdiğiniz günlerde ilerisi için yaptığınız bütün güzel işlerinizin mükafatı olarak şimdi neşe ve afiyetle yiyin için!” denir. 25. Sicil defteri bozuk olup solundan verilen kimse ise hesap sırasında şöyle feryat eder: “ Eyvah, keşke bana sicil defterim hiç verilmeseydi ve gösterilmeseydi!” 26. “Keşke şu hesabımı hiç görmemiş ve öğrenmemiş olsaydım!” 27. “Ah, keşke bu ölümle her şey bitmiş olsaydı!” 28. “Üstelik şimdiye kadar sahip olduğum malım mülküm de bana hiçbir fayda sağlamadı!” 29. “Bilakis bütün varım yoğum elimden alındı ve hiçbir gücüm kalmadı!” 30. O böyle feryat edip dururken Cehennem görevlilerine şöyle buyrulur: “Onu yakalayın ve bağlayın” 31. “Sonra da cehenneme yaslayın” 32. “Ayrıca onu upuzun bir zincire vurun” 33. “Çünkü o dünyada iken yüceler yücesi Allah’ın tek hak ilah olduğuna inanmazdı” 34. “Yoksulu doyurmaya da hiç yanaşmazdı.” 35. Bu sebeple artık o gün orada onun kendisine acıyan hiçbir samimi dostu yoktur. 36. Yiyecek içecek şeyi ise kanlı irinden ibarettir. 37. Onu da ancak günaha batmış olanlar yiyip içecektir.

Bu sürenin de Hicret öncesi indirilen diğer süreler gibi en bariz vasfı ahiret gününe ve kıyamet sahnelerine yoğunlaşmasıdır.Bu sürelerde söz konusu olan tekrar muhatap farklılığına dayanmaktadır .Bizim elimizde Kuran metni bir bütün olduğundan dolayı  okuduklarımızı ayet tekrarı zannediyoruz ..Dolayısı ile  Kuran metninin 23 senede farklı ortamlarda farklı muhataplara indiğini göz önünde bulundurursanız o zaman bunun ne kadar yerinde olduğunu anlarsanız.Çünkü gelinen noktada Kuran'ın muhatapları artık sadece Kureyş müşrikleri değildir onların yanı sıra Mekke dışındaki Arap kabileleri ve Medine de yeni Müslüman olmuş kişilerdir .Ama muhataplar değişse de davetin asıl prensipleri aynıydı.

İnsanların zaaflarının giderilmesi noktasından ödül kadar uyarıda çok önemlidir.

Kıyamet vahiy ile bildirilmeden sırf akıl ile bilinebilecek bir şey değildir.Onun için insan onu ancak Allah'tan gelen sahih bir haberle yani vahyi bildirimlerle bilebilir.

İnsanoğlu elde edeceği ilimde ne kadar yükselirse yükselsin ne kadar ilerlerse ilerlesin her zaman vahyi bilgiye ihtiyaç duyacaktır.Diğer türlü Cenab-ı Hak Kuranı göndermez ve sizin aklınız var bu size yeter derdi.

Akla da gerek var...Vahyede gerek var..Bunları kendi sahalarından kullandığımız zamanlar bunlardan çok iyi neticeler alabiliriz.

İnsan ; Kıyamet denen o dehşetli sahneyi dünyada görse idi ölürdü.Bunun için insan onu ölüne görecektir.

Cenab-ı Hakkın bize gaybı bildirmesinin sebebi neydi ?
Çünkü insan bunu kaldıramazdı.Bu yüzden Cenab-ı Allah kimseye gücünün üstünde güç yüklememekte ve bizden gaybı bilmeyi değil inanmamızı istemektedir.

Kuranda anlatılan azapların farklı şekillerde cerayan ettiğini görürüz..Bazısı doğal felaketler ,bazıları sosyal felaketler oluyor ve bunların her birinin kendine göre mesajları olduğunu görürürüz.Burda önemli olanın Cenabı Allah'ın insanları işledikleri suça denk bir ceza ile cezalandırması ve inananların kurtarılmasıdır.

Bu helak olaylarının ayrıntısı ile anlatılmasının sebebi Kuranın ilk muhataplarından asırlar önce vuku bulmuş olsa da halk tarafından biliniyor ve Arap toplumunun kültürel hafızasında canlılığını koruyordu.Bugün Çanakkale dediğimizde bilir insanlar.

Hakikati ve hayatı anlamamız için bilgiyi vahiyle besleyip hayata katmamız gerekmektedir.Tüm bunları Peygamberin ve Kuranın övdüğü insanların hayatlarında bulabilirsiniz.

Vahiy insanı Allah'a götüren yolun bütününü aydınlatan ilahi bir ışıktır.İnsanlık bunu bir kavrasa Kuranı elinden bırakmaz ve bu ışığın  insan hayatına kazandıracağı en büyük özellik yaşamını Allah'ın koyduğu değer ölçülerine göre ayarlaması yani Tevhiddir.

Tevhid ;tüm çağlar ve nesiller boyunca her topluma Allah tarafından vahiy yoluyla teklif edilen doğru imanın adıdır.

İnananlar dediğimizde tevhid ölçüsünde inananları anlamalıyız.yoksa herkesin kendine göre inancı var.Bunları duyunca öfke krizine kapılanlar var ama doğru bir imana sahip olmadığımız zamanda hedefe varmanız pek mümkün olmuyor .

Kuranın üzerinde en çok durduğu nokta insan iradesinin eğitilmesidir.

Kıssaların hakkında muhatapların bilgisi olduğu halde tekrar tekrar hatırlatılması ve Kuran'ın neredeyse üçte birini kaplamasının sebebi ;  bilinç yenilenmesini ve buradan hareketle zihniyet değişimini sağlamak istemesidir.Bu ikisini yapmadan o insanda Tevhidi değerleri yerleşmesi mümkün değildir.

Zihniyet insanın varlığı anlayış tarzı ve bu anlayış karşısında varlık karşısında tavır almasıdır .Bu bilinç yenilenmesi ve zihniyet değişimi yapamayan toplumlar helak olup gidiyorlar.Helak olgusunda temel dinamik insanın  işlemiş olduğu kötülükte ve şartlanmışlıkta direnmesi oluyor ve egosunu putlaştırması oluyor.

Hanif kelimesi bizde biraz yanlış anlaşılıyor.Hanif kelimesi hakikati sürekli arayan ve sürekli gelişen insan demektir.Bu yüzden Kur'an'da  Hz İbrahimin subjektif yargısına mahkum olmayan hanif bir Müslüman olduğu sürekli vurgulanarak onun hayatından örnekler verilir.

Şirki savunan  sistemler  ; Araştırmaya kapalı..Geliştirmeye kapalı ...Eleştiriye kapalı...Asla değişimden yana değildirler.Tabulaşan sistemlere şöyle bir bakın hep kapalı olduklarını göreceksiniz.

Toplumlar hayatlarında neyi putlaştırmışlarsa helakleride onlardan olmuştur.Bugün de toplumların helaki noktasında ; sekülerizm (dünyaya tapma ,ahiret bilincinden uzak yaşama )beraberinde kapitalizmi getirdi pekiyi o neyi getirdi ekonomizmi getirdi çünkü her sistem kendi putunu yaratır.

Her şeyi ekonomi belirlemiyor mu arkadaşlar ? görüyorsunuz değilmi çağın putlarını ! Bir toplum kendi iradesiyle bu sistemleri benimsiyor ve hayat tarzını bu sisteme göre kuruyor yoksa yaşantısında hangi ayeti uyguluyor gösterin bana...

Herkes kendi menfaatine ve çıkarına göre ayarlıyor yaşamını.Ve bunu yapan kişi ve  toplum ne kendini sorguluyor ?ne yaptığı işi sorguluyor ?En sonunda siz misiniz buna tapan denilerek her şey elimizden alınır ve öyle bir burnumuz yere sürter ki her şey ekonomi diyenler hiç bir şey olmadığını görürler o zaman .

Bugün insanlar iman ve takvalarıyla değil  mal ve makamlarıyla değerlendiriyorlar ve böyle kişilere hesap da sorulmuyor.

Müminlerin attığı her adımın Kuran'i  ilkelere bağlı olması gerekir.

Kuran bize hem vahiy bilgisi hemde bilinci verir böylece hem ferdi hem toplumu hemde evreni doğru okuyabilme ve anlayabilme imkanı verir. Bunun içinde muhatabına oku ,düşün,anla ve yaşa der.Ondan zihniyetini ve akli melekelerini vahiy ile inşaa ederek geliştirmesini ve hak rızası yolunda kemala yürümesini ister.Diğer türlü kimse aldatmasın kendisini.Bu dünyada birilerinin hakikat aynası olursan putlarını kırmak yerine sizi kırabilirler .Çünkü tahamülleri yok ayna onlara her şeyi gösteriyor.

Kuranı hayatlarına tatbik etme becerisini gösterenler de gerçekten mutlak anlamda kemale erebilirler.Aksi halde gerçek manada yaşamış sayılmazlar .ama bir söz vardır .Demircinin körüğüde hava alıp verir fakat yaşamış sayılmaz.Cesur Yürek filmindeki bir sahneden  ;Herkes ölür ama gerçekten yaşamış olmaz.

Allah gerçekten yaşayan hayatın anlamını bilen onu doğru yaşayan ve hakkın rızasını kazanan kullarından olmayı nasip eylesin ..


*FAHRETTİN YILDIZ'LA
TEFSİR DERSLERİ BEYEFENDİLER İÇİN 
HER PERŞEMBE SAAT 20.00 - 22.00,
HANIMEFENDİLER İÇİN HER CUMARTESİ
SAAT 10.00 - 12.30 ARASINDADIR. http://www.kuranvakfi.com/













































İNSAN DEVASA BOYUTTAKİ KALBİNİ NASIL BOŞA ÇIKARABİLİR?

Selam Arkadaşlar; Aşağıdaki soruların cevabı ve daha fazlası Prof. Halis Aydemir'in Nahl 108-109 tefsir dersine ait kayıttadır. Akl...