15 Mayıs 2015 Cuma

İSRA VE MİRAC'IN VERDİĞİ MESAJLAR

Selam Arkadaşlar ;

'Hz. Peygamber’in bir gece Mescid-i Haram’dan Mescid-i Aksa’ya götürülüşüne “isrâ”; oradan göğe yaptığı yolculuğa da “miraç” denir.

İsra ve miracın mahiyeti ve zamanı ihtilaflı olmakla birlikte genel kanıya göre “isra ve miraç, beden ve ruh beraberliğinde ve uyanık halde”; zaman olarak da “hicretten yaklaşık altı ay kadar önce ve Recep ayının 27. gecesinde” vuku bulmuştur. Bu olay nasıl yorumlanırsa yorumlansın bunların hiçbiri, İsra ve Miracın gerçekliğinden şüphe duymayı gerektirmez ve iman konusu olarak da değerinden hiçbir şey kaybettirmez. Bu yüzden İsra ve Miracın mahiyetinden çok verdiği mesajlara bakılmalıdır. Burada yapılacak olan da budur.

İsra ve Miraç, oluş ve nitelik yönünden mucizeden ziyade “rabbâni bir iltifat”tır. Çünkü bu olay, Hz. Peygamber’i en sıkıntılı günlerinde teselli edip onun mücadele azmini pekiştirme hikmetine bağlı olarak tecelli etmiştir. Zira çetin bir tevhit mücadelesi vermekte olan Hz. Peygamber, bu olay öncesinde ilk ve sadık eşi Hz. Hatice ile en büyük destekçisi olan Amcası Ebu Talib’i kaybetmiş; bu iki üzücü olay onu derin bir hüzne boğmuştu. İşte böyle bir zaman ve ortamda gerçekleşen İsra ve Miraç, ona tam bir teselli ve moral olmuştu. Böylece yirmi üç yıllık peygamberlik devrinin ortalarında gerçekleşen bu olay, geçmişin yorgunluklarını silen bir ilaç ve geleceğin başarıları için de manevi bir doping misyonu görmüştür.

İsra ve Miraç kelimeleriyle ifade edilen yolculuktan maksat, sırf maddi mesafeleri katetmek değil, aynı zamanda manevi bir yol alış ve yüceliştir.Yani “mekândan” ziyade “makamda” yükselmektir. Çünkü İsra, kulun en zor şartlarda bile kendi gayretiyle alabileceği yolu almasını; miraç da kulun gücünün bittiği yerde Allah’ın yardım elini uzatıp ona lütufta bulunmasını ifade etmektedir. 

İsra ve miraç, Hz. Peygamberin ileride gerçekleştireceği hicrete işaret eden manevi, deruni ve hikmetli bir yolculuktur. Çünkü Hz. Peygamber’in yaşadığı bu çok özel ve manevi tecrübe, onun bedensel seyahatinden evvel olmuş, böylece ona gurbet ateşinden önce vuslat neşesi bahşedilmiştir.

Bununla birlikte bu olay anlatılmaya çalışılırken “Allah’ın aşkın yüceliğine halel getirmemeye (sübhan), Hz. Peygamber’in beşeri kimliğini aşkınlaştırmamaya(abd) ve onun bütün hakikatlere vakıf olduğu anlamına gelebilecek sözler sarf etmemeye (min âyâtinâ) özen gösterilmelidir. Yani Allah “Rab”, Hz. Peygamber de “abd” olarak kalmalıdır. Çünkü Hz. Peygamber de dahil hiçbir insana aşkın hakikatlerin tümü eksiksiz olarak sunulmamıştır.

Allah’ın Hz. Peygamber’e bahşettiği Miraç gibi yüce bir lütuftan her insanın yararlanmasını sağlayan en önemli ibadet ise “namaz”dır. Namaz, müminin miracıdır. O, insanları yüceltsin diye semada farz kılınmıştır. Bu yüzden en mükemmel insan olan peygamberden ruhi kapasitesi en düşük olan insana kadar herkes, namazla bu ilahi lütuftan nasiplenme imkânı bulur.

Demek ki hicret sonrası kurulacak İslam devleti ve her mümine miraç neşesi tattıracak olan namaz ibadeti, bu gecenin ve tecrübenin en önemli hediyeleriydi. Ama asıl merak konusu, tevhit mücadelesinin geleceğiydi. Şimdi ufukta Mekke’nin fethiyle neticelenecek hicret gözükmekteydi.

Yani artık manada hicret bitmiş, sıra mekânda hicrete gelmişti. 

Sonuçta yolunu iman nuruyla aydınlatıp düşünce boyutlarını ve hayatını vahyin sunduğu bilgilerle sonsuza ayarlayan insan, büyük bir açılıma mazhar olur. Hz. Peygamberin ulvi yolculuğa çıkmadan önce Cebrail’in gelip göğsünü açması, kalbini iman ve hikmetle doldurması, Allah katına yücelişin öncelikle bir kalp mukavemeti işi olduğuna, bunun da ilim iman ve hikmetle başlayacağına işaret etmektedir.

Öyleyse Allah’a yönelme ve yaklaşma yolculuğu ilim, iman ve hikmetle başlayacak, ardından hayat İslam’a ayarlanacak, insan benliği İslami bir şahsiyet kazanınca da Allah’a ulaşma yolu açılmış olacaktır.

Bu yol insanın içindedir ve insan önce bu yolu katetmelidir. Bu durumda İsra ve Miraç, şahsiyeti iman, ilim ve bilgelikle işleyip hayatı her an Allah’ın huzurundaymış gibi yaşamak gerektiği mesajını verir.

Nitekim Hz. Peygamber’in miracı, onun risalet şanına yakışan en büyük kemalat ve en güzel fazilet örneği olmuş; o, miraçla tüm insanlık kemalatını bir gecede katedip bütün insanlık âlemini tezyin etmiştir.

Bu yüzden Allah, insanlık adına yapılmış bu en büyük ve kapsamlı seyahatle, Hz. Muhammed’in şahsında bütün insanlığı onurlandırmış ve onun aracılığı ile melekût âleminin kapılarını bütün beşeriyete açmıştır. Bu durumda bize düşen görev, bütün gücümüzle Kur’an’a inanıp bağlanmak, onun ahkâmına uyup ahlakıyla ahlaklanmak, sadece canımızı değil aynı zamanda imanımızı da korumak için hedefe odaklanmaktır. 

Gayret kuldan, başarı ise Allah’tandır.

FAHRETTİN YILDIZ
http://www.kuranvakfi.com/

İNSAN DEVASA BOYUTTAKİ KALBİNİ NASIL BOŞA ÇIKARABİLİR?

Selam Arkadaşlar; Aşağıdaki soruların cevabı ve daha fazlası Prof. Halis Aydemir'in Nahl 108-109 tefsir dersine ait kayıttadır. Akl...