19 Şubat 2016 Cuma

DEVAMLI İZLENDİĞİNİN BİLİNCİNDE OLMAK

Selam Arkadaşlar ;

Kur’an-ı Kerim de imana dair birçok bilgi vardır ki onlar biz müslümanların zihninde hala ham bilgi olarak durmaktadırlar. Diğer bir ifade ile zihnimizden kalbimize henüz inmemiştir. Yani iman seviyesine gelmemiştir.
Bir bilginin iman seviyesine gelebilmesi için o bilginin bizi etkisi altına alıp bizi yönetiyor olması gerekir.
Şimdi Kur’an-Kerimdeki marifetullah/ Allah’ı gerçek manada tanıma bilgisi diyebileceğimiz bazı hususları teker teker inceleyelim.
“Şüphesiz ki Allah her şeye şahittir”(Ahzâb/55)“Şahit olarak Allah yeter”(Nisa/79)
Biz insanlar bir işyeri açtığımızda orayı kameralarla donatır ve belli bir merkezden izleriz.İş yeri sahibi olarak kendi iş yerimizde olup biteni izlemek bizim en tabii hakkımızdır. Bu, hem işyerini kontrolümüz altında tutmayı, hem de orada çalışanlara izlendikleri duygusu vererek sorumluluk bilinciyle hareket etmelerini sağlar.
Tıpkı bunun gibi Rabbimiz de yaratmış olduğu mülkünde olup biten her şeye her an şahit olmaktadır, yani izlemektedir. Biz insanlar, Rabbimiz tarafından her an, hem de iç dünyamızla birlikte izleniyoruz bilinciyle hareket edersek, bu, bizde sorumluluk bilinci oluşturur. Neticede ortaya böyle fertlerin oluşturduğu güzel bir sosyal hayat çıkar.
Gerçekten biz insanlar bizi tanıyanların olduğu bir ortamda sosyal baskı sebebiyle her şeyi rahat yapamayız. Bu yüzden uzak şehirlere gittiğimizde bu baskıdan kurtuluruz.
Ya da insanlar tarafından olumsuz görülen işleri yaparken şöyle bir etrafımıza kimse var mı? diye bakarız. Eğer kimse yoksa onu yaparız. Demek ki izleniyor olmanın üzerimizde ciddi bir tesiri var.
Ancak biz, bu kaygımızla sadece insanlara endeksli olarak hareket edersek eksik davranmış ve yanlış yapmış oluruz. Çünkü insanların olmadığı veya tanıdık kimselerin olmadığı yerde kontrolden çıkar ve bir takım yanlış işlere sürükleniriz. Demek ki insanlara bağımlı hareket etmek kâfi gelmiyor. İnsanlara odaklı hareket bizi tam olarak kontrol etmeye yetmiyor. Oysa bu problemi Allah ile beraber ve Allah’da çözersek gerçekten çözmüş oluruz. Çünkü hayatımızda Allah’ın şahit olmadığı hiçbir alan yoktur.
“Allah yedi kat göğü ve bir o kadarını yerden yaratandır. Ferman bunlar arasında inip durmaktadır ki, böylece Allah’ın her şeye kadir olduğunu ve her şeyi ilmiyle kuşattığını bilesiniz”(Talak/12)
O halde Allah tarafından kesintisiz izleniyor olmak bize kesintisiz bir sorumluluk bilinci verecektir. Bundan dolayıdır ki Hz. İsa(as) şöyle diyor:”…İçlerinde bulunduğum müddetçe onlar üzerinde şahit idim. Beni vefat ettirince artık onlar üzerinde yalnız gözetleyici sen oldun. Sen her şeyi hakkıyla görensin”(Maide/117)
Kısacası, biz, ne zaman aklımıza insanlar tarafından görüldüğünde yapamayacağımız bir iş gelse, hiç sağa sola kimse beni görüyor mu? diye bakma ihtiyacı duymadan, o an Allah’ın her şeye şahit olduğunu düşünerek, o yanlışı içimizden atacak seviyeye gelirsek, işte o zaman biz “Şahit olarak Allah yeter” ayetini yüreğimize indirmiş ve gerçekten anlamış olacağız.
“Hesap görücü olarak Allah yeter”(Nisa/6)
Biz insanlar yaşamımızı sürdürürken insanlar arası ilişkilerde muhatabımızı ikna ederek işlerimizi sürdürürüz. İçimizdeki niyetimizle sözlerimiz ve davranışlarımız Allah’ın rızası doğrultusunda örtüşürse problem olmaz. Ancak zaman zaman kirli işler çevirirken nasıl olsa muhatabımız içimizi görmüyor diyerek dıştan söylediğimiz güzel söz ve tavırlarla muhatabı ikna ederiz. İş işten geçtikten sonra da gerçek niyetimizi ortaya koyarız. Bu aşamada muhatap itiraz etse de artık yapacağı bir şey yoktur.
Ya da çeşitli şantaj yollarıyla muhatabımızı ikna olmak zorunda bırakırız!
Yine mahkemede maddi ve manevi nüfuzumuzu kullanarak beraatımızı sağlarız. Ya da yaptığımızı tamamen gizleyerek hesap vermekten kurtuluruz.
Bazen de tersi olur. Siz gerçekten suçsuzsunuz ama bunu ispatlayamıyorsunuz. Şartlar aleyhinize oluşturulmuş ve bu yüzden sıkıntı çekiyorsunuz.
Meseleye gerçek hesap görücü olan Allah zaviyesinden baktığımız zaman şöyle bir durum ortaya çıkıyor: Eğer siz gerçekten hesabı bozuk biri olduğunuz halde dünyada bir şekilde hesabınızı verdiyseniz, bu, sizin hesaptan kurtulduğunuz anlamına gelmiyor. Çünkü muhatabınız Allah olduğunda bozuk olan şeyi sağlam göstermeniz mümkün değil. Karşınızda asla atlatamayacağınız ve gücünüzün yetmediği birinin olması sizi ister istemez dürüst davranmaya sevk edecektir.
Yok, eğer hesabınız düzgün olduğu halde siz bunu ispat edemeyip sıkıntı çekiyorsanız, böyle bir durumda Allah katında hesabınızın düzgün olduğu gerçeği size bir iç huzur ve sabır temin edecektir.
Kısaca, insan hesap görücü olarak sadece Allah’ı bilir ve öyle hareket ederse, bu, insanı dünyada hem haksızlık yapmaktan alıkoyacak, hem de haksızlığa uğradığında sabretme ve iç huzuru sağlayacaktır. Çünkü hesabı görecek olan Allah her şeyi bildiği için hesabı doğru görür.
Ayrıca biz Müslümanlar çoğu zaman inanmayan insanların sanki üstümüze vazifeymiş gibi hesabını görmeye kalkarız. Ya da geçmişte yaşamış ve birçok olaylarda adı geçen şahısları yargılamaya kalkarak haklarında hüküm veririz. Tıpkı Resulullah(sav)tan sonra sahabe arasında meydana gelen olayları konuşup yargıladığımız gibi… Oysa onlar Rablerine kavuşmuştur. Onların hesaplarını görmek Allah’a aittir ve hesap görücü olarak Allah yeter. “Kullarının günahlarını bilen ve gören olarak Rabbin yeter”(İsra/17)
Bizler sadece Allah’a hesap verme kaygısıyla hareket ettiğimizde o an sergilediğimiz davranışın aleyhimize sonuçlanacağını bile bile yine de Allah’ın rızasını gözeterek hareket edebiliyorsak, işte o zaman biz “Hesap görücü olarak Allah yeter” ayetini zihnimizden yüreğimize indirmiş ve gerçek manada anlamış olacağız.
“Vekil olarak Allah yeter”(Nisa/132)Arapçada vekil kelimesi; bir işi tamamen birine sipariş edip ısmarlamak anlamına gelir. Buradan hareketle Allah’ı vekil tutmak demek; her hususta Cenab-ı Allah’a itimat edip güvenip bağlanmak, O’na teslim olmak anlamına gelir.
Biz insanlar dünya hayatında yaşarken aciz ve sınırlı varlıklar olduğumuz için çoğu zaman maddi ya da manevi bir yerlere dayanarak ve güvenerek hareket ederiz.
Mesela, sahip olduğumuz maddi servet yada makamımız, siyasi dostlarımız, kabilemizin çokluğu, Allah katında etkili ve yetkili zannettiğimiz salih kimseler, bir işi yürütürken son derece titizlik göstererek aldığımız tedbirler…vb şeyler bizler için hep birer dayanak olurlar.
Allah’ın dışında maddi veya manevi olarak herhangi bir yere güvenerek ya da dayanarak sürdürülen tavır Kur’an bilgisiyle değerlendirildiğinde şirk olarak isimlendirilir. Mesela, Kehf süresinin 32. ayetinden itibaren anlatılan bahçe sahibi bahçesine güvenerek hareket ettiği için hüsrana uğruyor ve Allah onun bu tavrının şirk olduğunu 42. ayette onun ağzıyla “Keşke şirk koşmasaydım” diyerek ortaya koyuyor.
Zaten Kur’an devamlı surette Mü’minlerin sadece Allah’a güvenip dayanmaları gerektiğini çeşitli vesilelerle hatırlatıp vurgulayarak bizleri ikaz ediyor. Allah’ın dışındaki her şey geçici ve fani olduğu için garantisi yoktur ve onlara dayanan mutlaka hüsrana uğrar. Allah baki olduğu için sadece Allah’a güvenip dayanan kimse sonunda mahcup olmaz. Allah kendisine güvenenleri sonuçta hiç bir zaman hüsrana uğratmaz.
Allah tükenmeyen sonsuz bir güç olduğu için sadece Allah’a güvenerek yaşayan insanlar yaşam esnasında tüm sebeplerin sıfırlandığı anda bile ümitlerini yitirmezler, inançla yaşamaya devam ederler. Ama Allah’ın dışında bir yere güvenerek hareket edenler güvendikleri yerlere karlar yağınca! yıkılırlar ve tükenirler.
Bunun yanında hem Allah’a hem de başka yerlere güvenerek hareket edenler ise sanki güvenilecek yer olarak Allah yetmiyormuş gibi davranmış olurlar ki, bu da şirk olur. Oysa “Vekil olarak Allah yeter”
Biz insanlar hayatımızı sürdürürken Allah’ın dışındaki bir takım korkuların etkisinde kalarak hareket ediyor ve O’nun dışında dayanaklar ediniyorsak, bu, bizim Allah’a teslim olamadığımızı ve güvenmediğimizi gösterir ki bu bir iman sorunudur. Oysa iman dediğimiz şey, emniyet kök anlamını taşıması hasebiyle Allah’a güvenmekten başka bir şey değildir. Sözün burasında şu ayet ne kadarda manidardır!
“Allah kuluna kafi değil midir? Seni O’ndan başkalarıyla korkutuyorlar. Allah kimi yoldan saptırırsa artık onu doğru yola getiren olmaz”(Zümer/36)

Hasan Eker .

İNSAN DEVASA BOYUTTAKİ KALBİNİ NASIL BOŞA ÇIKARABİLİR?

Selam Arkadaşlar; Aşağıdaki soruların cevabı ve daha fazlası Prof. Halis Aydemir'in Nahl 108-109 tefsir dersine ait kayıttadır. Akl...