18 Şubat 2016 Perşembe

GÖĞSÜNDE İKİ KALP TAŞIYANLAR

Selam Arkadaşlar ;
Rabbimiz Yusuf kıssasını anlatırken bizlere birçok dersler verir. Bu derslerden biri de Yusuf’un kardeşlerinin içinde bulundukları hal ile ilgilidir.
Bilindiği gibi Yakup(as)un Yusuf’a olan ilgisi kardeşlerinde kıskançlık duygusu yaratır. Bu duygu onları Yusuf’a karşı bir kötülük yapmaya sürükler. Onlar bu amaçla bir gün toplanırlar. Yusuf konusunu görüşürken şöyle derler:
(Aralarında dediler ki:)”Yusuf’u öldürün veya onu uzak bir yere atın ki babanızın ilgisi yalnız size kalsın! Ondan sonra da (tevbe ederek) salih kimseler olursunuz!”(Yusuf/9)
Bu ifade hevalarına kapılan, fakat bu arada da dinden, itikattan bütünüyle kopmak istemeyenlerin psikolojilerini pek güzel yansıtmaktadır…
Böyleleri bir günaha kışkırtıldıkları zaman ilkin bu fiili işlemeye karar verir ve bir an için itikadının gereklerini bir kenara koyar. Eğer vicdanı kendisini rahatsız ederse şöyle düşünerek susturur vicdanının sesini: “Aman canım birazcık sesini kes. Önce yolunda bir engel gibi duran şu günahı bir işleyeyim sonra tevbe eder, beni görmek istediğin gibi iyi bir insan olurum.”
Yusuf’un kardeşleri de işte bu tip insanlardı. Vicdanlarının sesini susturup şöyle düşünmüşlerdi: “Yolumuzun üstündeki şu Yusuf engelini hele bir kaldıralım, sonra tekrar iyi insanlardan oluruz”(Mevdudi/Tefhim ul Kur’an)
Görüldüğü gibi burada bir zihniyetten bahsediliyor. O zihniyet, bilinçli bir şekilde günah planlayıp işleyen, sonra da birtakım iyi işler yapmak suretiyle Allah katında affedildiğini düşünen tiplerdir. Yusuf’un kardeşleri de böyle davrandılar ve Yusuf’a yapacaklarını yaptılar. Yıllar sonra Yusuf’un gömleği babası Yakup’a ulaştırılınca yıllarca çektikleri çile bir anda sevince dönüştü. Bu arada olay deşifre olunca Yusuf’un kardeşleri günahlarını itiraf ettiler.
“(oğulları) Dediler ki: Ey babamız! Allah’tan bizim günahlarımızın bağışlanmasını dile! Çünkü biz gerçekten günahkarlardan olduk.
(Yakup:) Sizin için Rabbimden af dileyeceğim. Çünkü o çok bağışlayan ve merhametlidir, dedi
.”(Yusuf/97,98)
Ayetlerde de görüldüğü gibi günahlarının bağışlanması için babaları Yakup(as) dan kendileri için Allah’a dua etmesini istiyorlar. Babaları da dua edeceğini söylüyor.
İlginç olan şu ki, günahkar olduklarını kabullendikleri halde kendileri istiğfar dilemeyip babalarından kendileri için dua etmesini istiyorlar.
Evet, islamda bir müslümanın başka bir müslümandan dua talep etmesi son derece meşru bir davranıştır ama aslolan şey, günahkarın bizzat kendisinin direkt Allah’a yönelerek istiğfar etmesidir.
Ne yazık ki bugün müslüman olduklarını söyleyip günahlar karşısında son derece rahat davrandığı halde rastladığı kimselere “Benim için de dua eder misin?” diyen o kadar çok kimse var ki, tıpkı Yusuf’un kardeşleri gibi…
Temennimiz o ki, inşallah Rabbimiz Yusuf’un kardeşlerini bağışlamıştır. Ancak ne Yusuf suresinde , ne de Kur’anın başka bir yerinde Rabbimizin onları bağışladığına dair bir bilgi olmaması da ayrıca düşündürücüdür. Oysa Rabbimiz Davud(as)u iki davacı ile imtihan ettiği zaman o kendisinin sınandığını anlamıştı. Bunun üzerine hemen Rabbinden istiğfar dilemiş, Allah da ona “Bu tutumundan dolayı onu bağışladık”(Sad/25) şeklinde cevap vermişti.
İslamda tevbenin hangi şartlarda kabul edilip/edilmeyeceği hususuna ayrıca yazının sonlarına doğru değineceğim. Şimdi asıl meseleye dönelim:
Bu yazı vesilesiyle benim asıl söz konusu edeceğim şey, Yusuf’un kardeşlerinin temsil ettiği zihniyettir. Bu zihniyetin müslümanca bir zihniyet olmadığı kesin.
Çünkü Kur’ana göre müslüman, günah işleme niyetinde olmayan, bu yüzden günahlardan kaçınmaya çalışan ama insan olması hasebiyle günah işleyebilen, fakat günaha düştüğünde pişman olup en kısa sürede günahtan uzaklaşarak tevbe eden kimsedir.
Yusuf’un kardeşlerinin temsil ettiği zihniyet ise,bilinçli bir şekilde günah işleme niyetinde olan, yani niyeti bozuk olan, yapacağını yaptıktan sonra pişkin pişkin davranıp istiğfar dilemeye tenezzül etmeyip başkalarından dua dilenen ve bir kaç iyi amel işleyip kendini temize çıkaracağını zanneden bir zihniyettir.
Bu zihniyet tam da, bilerek her türlü günahı işleyip Allah’ın lanetine ve gazabına uğrayan israil oğullarının zihniyetidir. Zaten lanet ve gazabın sebebi bilerek devamlı günah işlemeleridir.
Bu zihniyetin izdüşümlerini bugün her tarafta görmek mümkün. Birkaç misal vermek gerekirse şunlar söylenebilir:
-Yılbaşı milli piyango çekilişinin haram bir kazanç olduğu, duymayacak kimsenin kalmayacağı şekilde seslendirildiği halde neredeyse yok satıyor. Bilet alanlara para kendisine çıktığında ne yapacağı soruluyor. Bunlardan birçoğu paranın bir kısmına cami, hayır kurumları… gibi şeyler yaptıracağını söylüyor.
İnsanlar neden miras, ticaret gibi normal yollardan çok para kazandıklarında böyle hayır yollarına harcamıyorlar da, piyango parası çıkarsa bir kısmını hayır yerlerine harcayacaklarını söylüyorlar? Çünkü bunlar bu paranın günah olduğunu biliyorlar. Akılları sıra önce günah işleyip, sonra da Allah’a “sus payı!” verip olayı günah olmaktan çıkarmak ya da kapatmak istiyorlar.
Türkiye’de önemli bankalardan birinin sahibi aynı zamanda bir ilimizde kendi ismiyle anılan orta doğunun en büyük camilerinden birini yaptırmıştır. Burada da her halde bankanın doğurduğu günahı cami ile telafi etme gibi bilinçli bir zihniyet var.
Örnekleri çoğaltmak mümkün ama gerek yok. Çünkü hepsinde zihniyet aynı, önce bilinçli olarak günah işleyip ardından salih bir amelle problemi çözmek! Diğer bir ifade ile asla bir araya gelmeyecek iki zıt şeyi aynı kalpte bir araya getirmek…
Yukarıda verdiğim örneklerde bir araya getirilen şeylere bakar mısınız? Kumar ile cami, tesettürsüzlük ile islama hizmet, banka ile cami… Şimdi şu ayete bakın nasıl da yerine oturuyor?
“Allah bir adamın göğsünde iki kalp yaratmamıştır”(Ahzap/4)
Yani Allah bir adamın göğsünde küfür-iman, banka-cami, isyan-itaat… gibi iki zıt şeyi aynı anda içine alacak bir kalp yaratmamıştır. Bir kalp düşünün ki aynı anda iki zıt şeyi içine alabiliyor! Vallahi o kalp müslümanın kalbi değil.İşte o kalp yukarıda bahsettiğim zihniyete aittir



Allah aşkına siz bu zihniyette Allah’a saygı ve ciddiyet görüyor musunuz? “Görüyorum” diyen yalan söyler.Böyle bir kalple Allah ile ilişkiye geçen kimsenin ilişkisini şöyle bir misalle anlatayım: İnşaat ihalesi almış bir müteahhit düşünün! Bu şahıs inşaatı yaparken şartlara aykırı olarak bilinçli bir şekilde birtakım yolsuzluklar yapıyor. Zamanı geldiğinde inşaatı teslim almak için kontrolör geliyor. Tabi ki kontrolör, yapılan yolsuzlukları açıkça görüyor. Ancak inşaatı yapan şahıs kontrolöre onun seveceği kıymetli bazı şeyler (sus payı) vererek yaptığı işin probleme dönüşmesini önlüyor ve neticede kontrolör razı olarak imzayı atıp inşaatı teslim alıyor. İşte iki sahtekarın ilişkisi böyle cereyan ediyor.
Bu örnekten hareketle Yusuf’un kardeşlerinin şahsında ele aldığım zihniyeti tekrar düşünün! Bir insan “Ben müslümanım” diyecek. Sonra bilinçli olarak-Tabiri caizse Allah’ın gözünün içine baka baka- günah planlayıp Allah’a isyan edecek. Ardından da Allah’ın hoşuna gidecek! bazı işler yapacak ve kurtulacak! Yani Allah bunu yutacak!
Şimdi Allah için elinizi vicdanınıza koyun ve düşünün! Böyle bir kimsenin Allah ile ilişkisi acaba bir kul ile Allah arasındaki ilişkiye mi, yoksa daha ziyade müteahhit ile kontrolörün ilişkisinde olduğu gibi iki sahtekarın ilişkisine mi benziyor?
Kusuruma bakmayın ama böyle yapanlar Allah’ı ne zannediyorlar? Allah’a bu muameleyi reva görenlere Allah katında kabul görecek tevbe ile kabul görmeyecek tevbenin ne olduğunu anlatmak isterim. Rabbimiz tevbeleri kabul edilecek kimseler hakkında şöyle buyuruyor:
“Allah’ın kabul edeceği tövbe, kötülüğü ancak cahillik sebebiyle işleyip, sonra da çabucak vazgeçerek günahtan dönüş yapacak olanların tövbesidir. İşte Allah’ın, tövbelerini kabul edeceği kimseler bunlardır. Allah alîm ve hakîmdir (herkesin içini dışını hakkıyla bilir, tam hüküm ve hikmet sahibidir)”(Nisa/17)
Ayette “cahillik sebebiyle” şeklinde geçen kısım, ya günah olduğunu bilmeyerek, ya da günah olduğunu biliyor ama bir anlık gaflet ve boşluğa düşerek işlenen günahlardır. Yoksa bilinçli bir şekilde önceden hesaplı ve planlı olarak işlenen günahlar değil. Çünkü günahlardan kaçınma niyetiyle yaşayan bir müslümana böyle bir tavır yakışmaz.
Yine Rabbimiz tevbeleri kabul edilmeyecek olan kimseleri de şöyle anlatıyor:
” Ölüm gelip çatana kadar günah işleyip de tam o zaman: ‘Ben şimdi tevbe ediyorum’, diyenlerin tevbesi, tevbe değildir. Kafir olarak ölenlerin tevbesi de yoktur. Onlara acıklı bir azap hazırladık”(Nisa/18)
Dikkat ederseniz tevbeleri kabul edilmeyecek kimseler keyiflerine göre bir Allah tasavvuru geliştirmişler, bundan dolayı keyiflerince yaşayan kimselerdir. Allah bunları kendi keyiflerine bırakmayacak!
Rabbim! Seni nasıl tanımamızı istiyorsan, bizleri de seni o şekilde tanıyanlardan eyle!
Hasan Eker.
https://hasaneker.wordpress.com

ÖLÜMLE ARAMIZ İYİ DEĞİLSE DE KARDEŞİYLE ARAMIZ ÇOK İYİ

ÖLÜMÜN KARDEŞİ Yüce Allah mübarek kitabı Kur’an’da şöyle buyurur: “Allah, vakti gelen canları ölümleri anında alır, henüz ölüm vakti gel...