11 Nisan 2018 Çarşamba

BUGÜN ALLAH İÇİN NE YAPTIN?

Selam Arkadaşlar;
Anne ya da babanız sizden bir bardak su istediğinde üşenip de götürmediğiniz oluyor mu? Her gün camiye gelen yaşlı amca hasta olup da gelemediğinde ziyarete gidiyor musunuz? Sıcak bir günde diliniz damağınıza yapıştığında marketten su ya da ayran alırken caddede önünde tartı âleti ile bekleyen, üzerinde eski püskü elbise bulunan şu çocuğa da bir tane aldığınız oluyor mu? Bazen öyle büyük fırsatları teptiğimiz oluyor ki ama biz hayatın koşuşturmacası içinde bunların farkına bile varmıyoruz…
İstiyoruz ki dünya hep bizim etrafımızda dönsün. Öyle ya kendi hayatımızın başrolünde oynamak varken niçin başkasının hayatında figüran olalım ki?!
Herhangi bir konuda bizden yardım isteyen birileri olduğunda duymazdan gelmek, ağırdan almak gibi yollara tevessül ettiğimiz olmuyor mu? Ama biz birinden yardım istediğimizde hemen bizim için seferber olmasını bekliyoruz.

Hani bazı yerlerde sürekli gördüğümüz bir yazı vardır: “Bugün Allah için ne yaptın?” diye… Sahi biz bugün Allah için ne yaptık / yapacağız? Günlük hayatımız içinde yaptığımız faaliyetlerin hangisini / hangilerini kendimiz için hangisini / hangilerini Allah için yapıyoruz?
Neyin Allah için olup olmadığını nasıl ölçeceğiz? 

Bir hadis var ki ne zaman duysam tüylerim diken diken olur. Beni uzun uzun düşüncelere sevk eder. Bu hadiste Allah Resûlü (s.a.v.) kıyamet gününde mahşer meydanında kul ile Allah arasında yaşanacak dehşet bir konuşmayı aktarıyor. Âlemlerin Rabbi olan Allah (c.c.) bir kuluna soruyor: “Ey âdemoğlu! Ben hastalandım da beni ziyaret etmedin.”
Kul şaşkın, duyduklarına inanamıyor! Nasıl olur? “Ey Rabbim! Sen âlemlerin Rabbi olduğun halde ben seni nasıl ziyaret edebilirdim?” diye cevap veriyor.
Âlemlerin Rabbi buyuruyor ki: “Falan kulum hastalandı, ziyaretine gitmedin. Onu ziyaret etseydin, beni onun yanında bulurdun. Bunu bilmiyor musun?”
Kul düşünüyor… Evet ya… Nasıl da unutmuşum. Falan kişi hastalandığında ben onu ziyaret etme imkânına sahip olduğum halde gitmedim. Hastanede yatarken, evinde inlerken, ameliyattan çıktığında gitseydim belki moral verirdim. Belki benim ziyaretimden sevinç duyardı. Ama ben kendi işime gücüme daldım, “boşver gitsin” dedim. Meğer ben onu ziyaret etmemekle ne büyük bir fırsatı tepmişim! Meğerse âlemlerin Rabbi O’nun yanında imiş. Yani Allah’ın rızası o hasta kulu ziyaret etmedeymiş. Oysa ben bir ömür boyu hep Allah’ın rızasını kazanmayı hedeflememiş miydim?
Sonra tekrar âlemlerin Rabbi buyuruyor: “Ey Âdemoğlu! Beni doyurmanı istedim de sen doyurmadın.”
Kul yine şaşkın şaşkın soruyor: “Ey Rabbim! Sen âlemlerin Rabbi iken ben seni nasıl doyurabilirdim?”
Öyle ya… Rızkı veren Allah’a rızık mı verilir. Hem Rabbimiz değil miydi “Ben onlardan [insanlardan ve cinlerden] rızık istemiyorum, beni doyurmanlarını da istemiyorum. Muhakkak ki rızık veren, sarsılmaz kuvvet sahibi olan benim” (Zâriyât, 57-58)
Ey kul! İşte yine yanıldın… Allah tabi ki yemek ve içmekten münezzeh ama… Şöyle buyuruyor âlemlerin Rabbi: “Falan kulum senden yiyecek istedi, vermedin. Eğer ona yiyecek verseydin, verdiğini benim katımda mutlaka bulacağını bilmez misin?”
Kulun kafası dank ediyor, beyninden vurulmuşa dönüyor… Tabi ya… İşte şimdi hatırladım… Aç bir kişi vardı, kendisini doyurmamı istemişti ama ben hiç de oralı olmamıştım. Televizyon ekranlarından açları görürken kanalı değiştiriyordum. Yardıma muhtaç insanları görüp de kendi evimde yediğim, içtiğim yemekten utanmıyordum. Ama meğerse Allah’ın rızası o açı doyurmaktaymış.
Âlemlerin Rabbi yine buyuruyor: “ Ey Âdemoğlu! Senden su istedim de sen bana su vermedin.”
Kul harap ve bîtap soruyor: “Ey Rabbim! Sen âlemlerin Rabbi iken ben sana nasıl su verebilirdim?”
Be hey şaşkın kul hâlâ anlamadın mı? Âlemlerin Rabbi buyuruyor: “Falan kulum senden su istedi, vermedin. Eğer ona istediğini verseydin, verdiğinin sevâbını katımda bulurdun. Bunu bilmez misin?”
((Müslim, el-Birr ve’s-sıla, 43)

Bir ömür boyu Allah’ın rızası deyip de bu fırsatları tepmek ne büyük bir hüsran! Demek ki Allah’ı bulmak çok kolay. Nerede mazlum, mağdur, çaresiz, perişan birisi varsa işte Allah orada! Nerede boynu bükük, kanadı kırık birisi varsa Allah’ın rızasını başka yerde arama işte orada…

Sen çocuğuna envai çeşit yemek yedirirken başkasının yetimini düşünüyor musun ondan haber ver… Sen çayını rahat yudumlarken susuzluktan dili damağına yapışmış olan için üzülüp de bir şey yapıyor musun onu anlat… Sen rahat döşeğinde yatarken hasta yatağında inim inim inleyenlerin olduğunu biliyor musun onu düşün…
Evet… Rabbimizin rızası sadece alnımızın secdeye değmesiyle olmuyor, aynı zamanda alnımızdan mazlum ve mağdurlar için terin de akması gerekiyor.

Rabbimiz, her durumda rızasına uygun işler yapmayı, mazlum ve mağdura sahip çıkıp ebedî saadete ermeyi cümlemize nasip eylesin.

(Soner Duman/25.Receb.1439/12.Nisan.2018/Perşembe)

ÖLÜMLE ARAMIZ İYİ DEĞİLSE DE KARDEŞİYLE ARAMIZ ÇOK İYİ

ÖLÜMÜN KARDEŞİ Yüce Allah mübarek kitabı Kur’an’da şöyle buyurur: “Allah, vakti gelen canları ölümleri anında alır, henüz ölüm vakti gel...